Ocak 31, 2007

SOBE!

Ne ola ki bu “mimleme, sobeleme, ebeleme..” derdim ilk duyduğum zamanlar. Biraz daha işin içine girince de öğrendim tabi. hatta sobelendim bile, Lama beni sobelemiş, sağolsun:)

Nerden başlasam ?

Blog sahibi kimdir sorusunun cevabına yazdığım, sonra bir eklediğim bir çıkardığım tanıtıcı yazıyı okuyanlar bilir, kısa biriyim efendim. Pantolon satın aldığında, pantalonun büyük bir kısmını “paça boyu ayarlama” adı altında kestirip atanlardan:) Kilom normal sayılır yani beden kütle endiksine göre normal çıkıyor ama bence 1 kilo fazla:)

Ben hep gazeteci olmak istedim, spiker, muhabir, gazeteci herhangi biri işte.. Ntv radyo ilk yayına başladığında haberleri eş zamanlı vermeye başlamıştı tv ile birlikte, işte ben de o zaman başlardım aynanın karşısında ,kulaklıktan dinler elimdeki kalemden mikrofonaJ aktarırdım duyduklarımı, her akşam saat sekizde..
Ama baktım fen derslerim sosyalden daha iyi, hiç mi hiç şirin gelmeyen tarih ,coğrafya yerine fen bilimlerini seçtim. Hal böyle olunca da eğitimi basın yayın üzerine almak hayal oldu.Neyse ki başka bir seçeneğim daha vardı hem de gazetecilik kadar kuvvetli, ahh ahhh ilk kazandığım zaman kime bölümün adını söylesem “hımm, olsun..olsun kızım kısmet , yaaaaaa tutmuyor muydu işletme falan” diyorlardı.. biraz sinirim bozuluyordu ama çok da gülüyordumJ çok uzattım hayat hikayemi , gelelim sadede, işte ben o tutturduğum mesleğin eğitimini almak için daha önce hiç gitmediğim hatta ilk gittiğimde, “bu kadar uzak olduğunu bilmiyordum ya..” dediğim bir şehre gittim.İyi ki de gitmişim..
Şimdi ailemle birlikteyim, sevdiğim o işi yapıyorum, kimisi işimle bağlantılı olduğunu zannetse de mutfağı çok ama çok seviyorum. Ben her şeyi biraz sevdim aslında, babam hep “bu hevesin de geçer” derdi, ne zaman yeni bir şeylerle uğraştığımı görse..
Ama şu kurabiye hevesim hiç geçmedi:) sonra pastalarla tanıştım, insan yemeyi seviyorsa vazgeçemiyor pişirmekten sanırım. (Çok vaktim yok ama yapabildiğim kadarını yapabiliyorum şimdilik)

Yenilebilecek ne varsa yeryüzünde yerim:) tadına bakmam lazım derim:) Abur cubura bayılırım- ne olduklarını çok iyi bildiğim halde- hiç vazgeçemedim.

Çok çok uzun bir yazı oldu gerisi başka sobelemeye diyelim..

Ve sürekli takip ettiğim, sobelenmediğini fark ettiğim( umarım oyledir) Mine ( Tea time) yi sobeliyorum ben de.. sobee!

4 yorum:

LaMa dedi ki...

Ay bir gunde birsuru yazi yazmissin ,hanisini okuyacagiz sasirdik :)

pecete dedi ki...

ben lamaya boşu boşuna ulu demem. sayesinde sizi buldum. (baştan ciddi oluyım de ayp olmasın :)) ne güzel şeyeler var burda... yeni bir keşfe çıkıcam bu akşam anlaşıldı. ellerinize sağlik. sevgiler

elif dedi ki...

Evde internet olmayinca iste 2-3 yazi birden ekliyorum ondandir, yoksa degilim o kadar hamarat:)
tesekkur ederim pecete:) Lama saolsun gercekten. bol bol gorusmek uzere.

Adsız dedi ki...

"işte ben o tutturduğum mesleğin eğitimini almak için daha önce hiç gitmediğim hatta ilk gittiğimde, “bu kadar uzak olduğunu bilmiyordum ya..” dediğim bir şehre gittim.İyi ki de gitmişim.."
iyi ki de gelmiş fıstıkım, iyi ki de ben onu tanımışım...
boyunun minikliginden midir, yas farkimizdan mi yoksa (tam 9 ay :) ) hep kardesim oldu benim.
iki kisilik, elektrikli ısıtıcıdan bozma küçücük fırınımızda marifetlerini gösteremese de ara sıra börekler yapar yerdik. tabii bir de mercimekli köfte, kısır, meşhur bisküvili pasta vs. tadına doyamazdım.
bana yaşattığın her güzel an için teşekkürler...
biraz andaç yazısı gibi oldu sanki.. :))
öpüyorum fıstıkım...

"çubukun nüket"