Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 09, 2010

çarşı pazar dolaşsak..

Soru: Bir ucu kapalı çarşının Beyazıt girisi diger ucu Mısır Carsı olarak bilinen yer
Cevap: ÇARŞI.
Çarşı deyince bir çoklarının aklına Beşiktaş gelebilir. Benim "bu cumartesi çarşıya gidelim mi?"deyince aklıma gelen ilk yer Kapalı Çarşı, Mahmutpaşa,Mısır Çarşısı ve etrafıdır. Her bir kalem ihtiyacınız için bir han dolusu dükkan bulabileceğiniz benim bildiğim tek yer.
Tam da şimdi yaklaşık 3 aydır hiçbir alışveriş ihtiyacı için dışarıya çıkmamış olan ben ( Geçen hafta ilk defa bir markete girince nereye bakacağımı şaşırdım) ÇARŞI da dolaşmayı o kadar istedim ki; sanalına bile razıyım deyip, çarşı da dükkanları olup da web sayfaları olan firmaların sitelerini gezmeye başladım.
Ah oralarda olsak , cebimize parayı koysak çarşıda dolaşsak.. Beyazıt' tan girip , Mısır çarşısından lokumumuzu, çerezimizi, Kuru Kahveciden kahvemizi alıp Eminönü' nden çıksak.. Çantadan gelen kokuları koklaya koklaya otobüsle eve dönsek.
Öyle bir gezesim geldi işte bu aralar..

Haziran 08, 2010

Hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur...

Nihayet uykuya dalmış "paşa"mın ellerine bakarken mutfağa ne zamandır girmediğimi düşündüm.
Sanırım apar topar hastaneye gittiğimiz Yamaç 'ın aramıza katıldığı günden beri girmedim.
Uykusuz geceler.. Gazdan dolayı olduğuna kendimizi zar zor inandırdığımız uzun ağlama nöbetlerinin ardından yeni yeni bazı seyler düzene giriyor. Dikkatinizi çekerim eskiye dönüyor demiyorum ya da normale.. Çünkü her şey bambaşka bir şeye dönüşmüş durumda. Bambaşka bir düzen bambaşka bir hayat başladı bizim için. Yepyeni bir düzenimiz var artık. Paşa nın düzeni. Koşulsuz itaat bekleyen bir paşa kendisi.. Ondan burada bahsetmemek imkansız benim için artık. Sık sık paşanın maceralarını yazacağım gibi..


Kasım 20, 2009

Hani o bırakıp giderken seni bu öksüz tavrını takmayacaktın..

Süper bir işyeri kahvaltısından sonra enerjik şekilde dağıldık masalarımıza.. "Enerjiklik" bugunun "cuma" olmasından da kaynaklanıyor olabilir tabi :)

yine bir planım yok haftasonu icin. Bilet bulabilirsek aymutla güzide kasabımıza çok da sık gelmeyen sanatsal faaliyetlerden birine katılmayı planlamıştık aslında. Bu akşam bilet bulabilmeyi umuyorum ama bakacağız artık.
"Güzide kasabamızın" İstanbul denilen her nevi etkinliğin gani gani yapılabildiği bir diğer güzide sehrimize sadece 100 km uzakta olduğunu söylememiştim muhtemelen.

"Ay ne giyecekler", " ay ne yiyecekler" diye izlenen, "zenginin malı züürdün çenesini yorarmış" diyen atalarımın diziden sonraki günlerde dizi üzerine konuştuklarımızı duysa bir yerleri ile gülecekleri o fevkaledenin fevkinde diziyi uyuyakalmadan izlemeyi başaramadım yine.. Şu yılbaşı organizasyonu yaptıkları "dernek" toplantısını, üstte pijama ayakta patik-çetik kombinasyonu ile izlerken , düşündüm.. ( düşündüm dediysem, dizinin aptallaştırmasına uygun gereksiz bir düşünme eylemiydi aslında) . Bizim aymut Adnan Bey olsa ben de eşi..( Behlül olayını karıstırmayalım simdi konuyla alakası yok) Yani hiç mi işim falan olsun istemezdim de günde 5 posta giyilmesi zor (oturup kalkmasını daha da zorlaştırıcı ) o kıyafetleri giyer , pencereden bakar dernek toplantısı icin " çalışma planı" hazırlardım.. Neyin çalışma planı mı? Yılbaşı partisinin şekerim...

Neyse atalarımızı gülmekten öldürmeyelim.. hem normal bir yerleri ile güldüklerini de zannetmiyorum..

Not: Kumpir bulduk dun aksam :) yaklaşık 800 gr civarında nişasta deposu sevimli şeyi yedim sonunda..

Şubat 27, 2008

30 kişi!

Bir sürü fotoğraf var elimde tariflerin altına yazılmasını bekleyen. Baktım epey zaman oldu sizin gibi ben de sıkıldım susamlı simit fotoğrafından, yanımda fotoğraf ya da aklımda ekleyecek tarif olmadığı halde yazayım dedim.

Her şeyin her an farkında olamıyoruz. Şu internet nasıl bir şeydir. Google olmasa ne yapardık diye düşünüyorum bazen. teknolojiyi ,yaşıma göre, çok da sonradan yakalamış biri sayılmam ama yine de durup düşünmekten kendimi alamıyorum. evde son bir kaç çeşidi kalan atmaya kıyamadığımız ansiklopedilerimi düşünüyorum sonra bilgisayara bakıyorum, küçücük ( ansiklopedilerimin kapladığı yere göre tabi) yok dizimizin üstünde yok avcumuzun içinde.. yok yok ben hayretlere düşmeye devam edeceğim gittikçe sanırım. Geçenlerde de yeni bir şey okudum, gözümüzün önüne gelecekmiş cep telefonumuza gelen mesajlar , görüntüle. hani görevimiz tehlikede vardı, dikey 200 metre çıkıyordu arkadaş ipsiz sapsız sonra da gözlüğü takıp mesajı alıyordu. hah , ondan çıkacakmış piyasaya çok çok yakında. takıcaz gözlüğü gelen mesajı okuyacağız ya da görüntüyü izleyeceğiz. benden duyacakmışsınız gibi yazıyorum ya ben de.. yoksa siz de onlardan var mı:)
teknoloji beni böyle şaşırta dursun, internette sörf yapmaktan geri kalmıyorum tabi. Daha doğrusu takip ettiğim sitelerin birinde biriyle tanıştım. Yani onun günlüğü ile. Sonra onun sayfasında başka biriyle.. iki- üç gündür gönderileri okuyorum tariflere bakıyorum, size de bahsedeyim dedim. Ah kuvvetle muhtemeldir ki siz çoktan tanışmışsınızdır ama varsa bilmeyenler buyursunlar gezsinler, dolaşsınlar
www.cafefernando.com ve orda tanıştığım fotoğraflarına hayran kaldığım http://www.nordljus.co.uk/
Şiddetle tavsiye ederim
hoşçakalın bayanlar, baylar..

Ağustos 18, 2007

ANA HABER!

Bugün sabah saatlerinde flash haberlerin dadadat dadadat sesiyle mutfaktan televizyonun başına geldiğimde kaçırılan uçakla ilgili haberleri izledim bir süre. Sonra yolcuların tahliye ya da daha doğrusu kaçışlarını izledim saatlerce. Ve akşam oldu tabi muhabirler İstanbul’a geç saatlerde getirilen yorgun insanları çıkış kapısında ağ atmışcasına teker teker yakaladılar. Bir posta canlı canlı bunları da izledik.. hadi anladık burasını, zor iş elinize bir mikrofon veriyorlar 3 2 1 canlı yayındayız! Birini bulup sabahtan beri konuşulanları ilk ağızdan anlattırmalı.. tamam dedim ya buraya kadar anladım.. severiz çoşkuyu, heyecanı.. ama ya ana haberlere ne demeli.. bu satırları yazmaya başladığımda hala bir tanesi arkamdaki televizyonda devam eden ana haberlere ne demeli.. onların içinde bir tanesi var ki ben ona denk geldim.. atv ana haber.. Korcan Karar sunuyor malum haftasonları.. sabahtan beri izlediklerimizi defalarca izledik bir posta ,bu arada arkadaki dev ekrandan sürekli aynı görüntüler geçiyor tabi.. ama bir şey daha var ki inanılmaz.. arkada duran ( evet inanılmaz) öylece duran 5 kişi ayakta bekliyor Korcan Karar Bey haberleri sunarken.. neyse sonunda bu vatandaşlara sıra geldi Korcan Karar Bey geçti arkadaşların karşısına ( !) elinde de bir kalem efendim.. ne manzara ne manzara.. ekrandan uçağın görüntüleri geçmeye başladı ve 5 kişinin sözlü sınavı… hımmm. Eldeki kalem göze gelir dikkat.. bir hareketler bir hareketler anlatamam.. şimdi yazıyorum bulursam görüntüleri ekleyeceğim dostlar mutlaka.. her bir kazazedeye ( eski rehine ya da her neyse) aynı soru soruluyor.. neyse ki öğretmenim aynı soruyu soruyor dedim içimden ilk sorulan yandı sonrakiler sıra gelene kadar çalışır nasıl olsa.. ama sorular basit canım.. “nerede oturuyordunuz?” hoop ekrandaki uçakta hemen işaretleyelim.. sonra diğer soru “peki, korsanlar nerde oturuyordu” ve “siz çıkarken korsanlar nerdeydiler?” Şimdi bu soru bütün arkadaşlara bir bir soruldu.. bir anda CSI falan izliyorum sandım.. “hımm bakalım çelişkili cevap verecekler mi? ( bakalım hepsi aynı yeri gösterebilecek mi ekranda korsanların oturduğu yer olarak) “ Korcan Karar Bey bundan sonra yarası beresi olan arkadaşları tutup göstermeye çalıştı kalemiyle, adamın üzerindeki kan zerreciklerini gösterdi görebileceğimizi zannetti herhalde.. daha neler neler yaptı ama anlatamayacağım zaten çok sinirlenip yazıya başladım ben. Neden? Bana biri anlatabilir mi? Bir kişi yerine 5 kişi aynı şeyi söyleyince daha mı etkili oluyor ama üzüldüm ben şimdi keşke bütün uçağı şu stüdyoya sığdırabilseydik.. tuh yaaa…

Mayıs 04, 2007

BAHAR



Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar...
Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz.
Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz...
Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar...
Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız.
Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında...
Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla...
O'nu büyütmekten korkarak...
...

Nisan 02, 2006

wall vases..


bugün gezinirken gördüm bu duvar süsünü,
bilmem kaç $ dı. biz de yaparız bunu. kraft kağıttan yapmaya karar verdim bile ben.
bu haftasonu verimli gecti ama fotoğraflarını çekemedim henüz yaptiklarimin.
börek bitti bile. o yuzden bunu yazdim. neyin nesi bu şimdi demeyin..

fotoğraf: "www.bhg.com" dan